Halk Ozanlarımız Kimlerdir İsimleri Hayatları

Bütün Türk Ünlü Halk Ozanlarımızın Hepsi Hayatı İsimleri Eserleri İle İlgili Bilgiler.

Başta aşık veysel olmak üzere tüm halk ozanlarımızı tanıyalım.

Sırasıyla değerli unutulmaz halk ozanlarımız:

Pir Sultan Abdal kimdir hayatı

Pir Sultan Abdal, 16. yüzyılda yaşamış halk şairi, ozan. Asıl adı Haydar’dır. Yaşamının büyük bölümü Sivas’ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır Bucağına bağlı Banaz köyünde geçti. Ölümünün, 1547-1551 ya da 1587-1590 arasındaki bir tarih olduğu sanılıyor.
Pir Sultan Abdal, halk arasında Yedi Ulular olarak bilinen Yedi Ulu Ozan’dan biridir. Alevi gelenekleri ile dergâh ortamında yetişti. Ana konuları, Deyişler, Nefesler, Hakk sevgisi, Ehl-i Beyt sevgisi, duazimam, ilahi aşk, tasavvuf ve sosyal uyarı niteliğindedir. Bazıları her ne kadar Pir Sultan’ı başkaldıran asi biri olarak gösterse de gerçekte Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı Sivas bölgesinde o tarihte hiçbir halk ayaklanmasına rastlanmamaktadır. Dolayısıyla bir derviş olarak toplumu irşat (İlimiyle ve aklıyla toplumu bilgilendirmiştir) etmiştir. Tekke ve tasavvufun kalıplarını aşıp geniş bir halk kesimine seslenebildi. Medrese öğrenimini Erdebil‘de görmesine rağmen, diğer bazı halk şairlerinin tersine, Divan Edebiyatı’ndan hiç etkilenmedi.
Pir Sultan Abdal’ın yaşamı üzerine, yazılı kaynaklarda pek bilgi yoktur. Doğum ölüm yılları bile bilinmiyor. Yaşamı üzerine bilgiler, genellikle, kendi şiirlerinden, halk söylentilerinden, kuşaktan kuşağa anlatıla gelen menkıbelerden, bir de yakınlarının ya da başka ozanların onu anlatan şiirlerinden çıkarılır.

Gene de bu yollardan epeyce bilgi edinilmiştir, çünkü Pîr Sultan, bağlandığı tarikatın din anlayışını, dünya görüsünü yansıtmakta ya da derinleştirmek için soyut şiirler yazan bir sanatçı değildir, doğrudan doğruya başından geçenleri, kavgasını, özlemlerini, katlandığı acıları, yaşamının türlü yönlerini yansıtan somut şiirler yazmıştır.

Şiirlerden, halk söylentilerinden çıkarılan bilgilere göre, Pîr Sultan Sivas’ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır Bucağına bağlı Banaz köyünde doğmuştur. Yıldız dağı eteklerinde, Çırçır’a kırk sekiz kilometre uzaklıkta, denizden bin yedi yüz metre yüksekte, çoğu tek katli kerpiç evleri, soğuktan korunmak için yari yari yarıya toprağa gömülü bir köy…

Banaz‘da bugün de Pîr Sultan’ın olduğu söylenen bir ev, önünde sairin yaşadığı dönemden kaldığına inanılan bir söğüt ağacı, ağacın altında, asâsının ucuna takip Horasan’dan getirildiğine inanılan bir değirmen taşı vardır. Pîr Sultan yaz aylarının güzel havalarında bu taşın üstüne oturup karısıyla sohbet edermiş. Köylüler bu evi, ağacı, taşı kutsal sayarlar.

Kızının yaktığı ağıtta uzun boyluluğuna, biçimliliğine değinilen sairin asil adi, şiirlerinde belirttiğine göre, Haydar’dir. Bir yerde soyunun Yemen’li olduğunu, bir yerde Peygamber’in öz torunu olduğunu söyler, bir yerde de İmam Zeynel-Âbidin’den “Zeynel dedem” diye söz eder. Uzmanlara göre, Pîr Sultan’ın bu sözleri söylemesinin nedeni halk üzerindeki etkisini arttırmak içindir. Muhammed peygamber soyundan geldiklerini, “seyyid”liklerini ileri sürmek tarikat uluları arasında bir gelenektir. Genel kani, sairin İran’ın doğusundaki Türk yurdu Horasan’dan, önce Iran Azerbaycan’ında ki Hoy kasabasına, oradan da Anadolu’ya göçüp Sivas’a yerleşen bir Türkmen soyundan geldiği yolundadır.

Çocukluğu çobanlıkla geçen Pîr Sultan’ın okuma yazma bildiği anlaşılıyor, ama bilgin bir kişi olduğu söylenemez. Tekke eğitimi çerçevesinde kalmıştır. Halifeler tarihini, peygamber menkıbelerini, evliya menkıbelerini, tarikat kurallarını, Yunus Emre’yi, Hatâyî’yi bilir. Bunlar dışında, çağının bilimleriyle ilgilenmediği gibi, divan edebiyatı ile de ilgilenmemiştir. Şiirlerinde Yunan mitolojisinin, İran mitolojisinin izleri pek yoktur. Ayrıca, genel olarak bütün tarikatların kaynaklandığı Tasavvuf felsefesinin yüksek konularına da girmez.

Söylentiye göre, Pîr Sultan’ın üç oğlu, bir kızı varmış. oğullarından Seyyit Ali Banaz köyünün üst yanındaki çam korusunda,Pîr Muhammed Tokat’ın Daduk Köyünde, Er Gaib de Dersimde gömülüymüşler. Adi Sanem olan kızının Pîr Sultan asıldığı zaman söylediği ağıt çok ünlüdür. Bazı uzmanlar bu ağıtı Sanem’in ağzından bir tarikat ozanının yazmış olabileceğini belirtirler. Pîr Muhammed ise babası gibi sairdir. Delikanlı iken attan düşerek öldüğü, Pîr Sultan’ın “Allah verdiğini almaz dediler / Bana verdiğini aldı ne’yleyim” derken bu olaya değindiği söylenir. Şiirlerinden uzun yasadığı, çok çocuğu bulunduğu açıkça anlaşılan sairin, sağlığında iki oğul acısı görmüş olduğunu ileri sürenler de vardır.

Pîr Sultan Alevî-Bektaşî tarikatındandır. Tarikata girme arkadaşı, yani musahibi, Ali Baba’dır. Bağlandığı tekkenin pîri ise, Ahmet Yesevî’nin Anadolu’ya gönderdiği dervişlerden Koyun Babanın tekkesinde, Bektaşîliğin kurucusu Hacı Beştaş Veli’nin tekkesinde posta oturmuş, yani en üst makamlara getirilmiş Şeyh Hasan’dır.

Pir Sultan, bağlandığı tarikatça yalnız dinsel önder değil, devlet başkanı olarak da görülen Iran Sahları adına, Anadolu halkını Osmanlılara karsı kışkırttığı,ayaklanmaya çağırdığı, belki de bir ayaklanmaya öncülük ettiği için, Sivas Valisi Hızır Paşa’nın emriyle tutuklanmış, yolundan dönmeyeceği anlaşılınca da asılmıştır.

Söylentiye göre, asıldığı yer Sivas’a eskiden Keçi bulan adini taşıyan, sonra uzun süre Darağacı diye anılan, simdi ise Kepçeli denilen yerdir. Bugün Sanayi Çarsısı’nın karsısında Mal Pazarı olarak kullanılan bu alanın Gazhane bitişiğinde, sıra söğütlerin bitiminde bulunan, boyu beş metre, eni bir metreden fazla, bakımsız toprak yığını onun mezarıdır. Üstündeki moloz taslar, asılması sırasında Hızır Paşa’nın emriyle halkın attığı taslardır.

Mezarının, bir menkıbeye göre Erdebil’de, Bektaşî geleneğine göre de Merzifon’da olduğu söylenir. Daha başka söylentiler de vardır, ama gerçeğe en yakin görünen söylenti asıldığı yere gömüldüğü, yakınlarının, tarikat erlerinin, hükümet baskısı yüzünden ölüsünü alıp köyüne bile götüremedikleridir.

Şiirlerinden, halk söylentilerinden çıkarılan bu dağınık bilgileri değerlendirebilmek için, önce, Pir Sultan’ın ne zaman yasadığını saptamak gerekir.
Halkın benimsediği, destan kahramanı durumuna getirdiği sairlerin alınyazısını Pir Sultan da paylaşmıştır. Uzmanlar yazmalarda gördükleri ya da ağızdan ariza sürüp gelen Pir Sultan şiirlerinden hangilerinin gerçekten onun olduğunu, hangilerinin onun adına başkalarınca söylendiğini ayırmakta güçlük çekiyor, çaresiz kalıyorlar. Görünüşe bakılırsa, halkımız Pir Sultan’ın şiirlerini çoğaltma çabasını günümüzde bile sürdürüyor.

On altıncı yüzyılda yazıldığı bilinen bir yazmadaki, genellikle eski yazmalardaki Pîr Sultan şiirleriyle sonradan bulunanlar arasında, gerek dil, gerek söyleyiş yönünden büyük ayrılıklar olduğu gerçektir.

Bu durumu göz önünde tutan uzmanlar, Pir Sultan’ın sanatı üzerine konuşurken, özellikle eski yazmalardaki şiirlerinden, onun söylediğine kesin diye bakılan şiirlerden yola çıkıyorlar. Görüşleri söyle özetlenebilir:

Pîr Sultan Halk edebiyatı geleneklerinden hiç ayrılmamış, ölçü, uyak, biçim, dil, söyleyiş özellikleriyle, bir halk ozanı görünümünü hep sürdürmüştür. Şiirlerin genellikle hece ölçüsünün 11′li (4+4+3 ve 6+5) ya da 8′li (4+4 ve 5+3) kalıplarıyla yazmış, arada 7′li kalıbı da kullanmıştır. Aruz ölçüsüyle şiiri yoktur. Yalnız, gene heceyle yazdığı bir şiirinde gazel düzenini denemiştir. Bunun dışında şiirleri hep dörtlükler biçimindedir, koşma ya da semaî biçiminde… Çoğu zaman yarim uyak kullanmış, ses azlığını rediflerle giderme yoluna da sık sık başvurmuştur.

Şiirlerinden Pir Sultan’ın saza bağlılığı açıkça anlaşılıyor. İyi bir çalgı ustası olduğu da düşünülebilir.

Konularını yalnızca dinsel inançlardan, mezhep ya da tarikat inançlarından almamış, yasamın çeşitli yönleri üzerine kesinlikle din dişi şiirler de söylemiştir. Tarikat şiirlerinde ise, Ali, On İki İmam gibi genel konuların yani sıra, kendi kavgasını, yasadığı günlerdeki çatışmaları, ayrıntılarıyla yansıtmış olması çok ilginçtir. Kurumsal konulara, örnekse Tasavvufun derin sorunlarına girmemiş, yasam karşısında hep somut, hep dışa dönük kalmıştır. İnançlarının,kavgasının yılmak bilmez, sözünü sakınmaz bir propagandacısıdır.

Onun şiirlerini okurken Anadolu’nun toplumsal tarihi üzerine bilgiler ediniriz. devlet düzenini bozukluğunu, mezhep ayrılığından doğan iç kavgaları, bu yüzden Alevîlere yapılan zulümleri, kadıların haram yediğini, müftülerin yalan yanlış fetva verdiğini, Şiilerin karsılaştığı güçlüklerin Sünnî halktan değil, Sünnî Osmanlı Devleti’nden geldiğini iddia eder. Alevî Türkmenlerin, yönetimi durmadan bozulan, dinsel hoşgörüden uzaklaşan Osmanlılar’dan nasıl kopup, Mehdî diye, kurtarıcı diye Iran Sahlarına sarıldıklarını, siyasal kaygılara nasıl araç edildiklerini görürüz. Bu bağlanışın altındaki çaresizlikleri, giderek bu bağlanışın yarattığı umut kırıklıklarını sezeriz.

Pîr Sultan din dişi konular islerken halk ozanlarının kalıplaşmış sözlerini kullandığı gibi, zaman zaman bunlardan bütünüyle uzaklaşmış köy yaşamını tertemiz, katkısız bir gözlem gücüyle yansıyan şiirler de söylemiştir. İnsan, hayvan, doğa sevgisiyle örülmüş şiirler…

Kullandığı dil çağının konuşma dilidir. Yabancı sözcükler, din, mezhep, tasavvuf, tarikat aracılığıyla yasadığı günlerin konuşma diline girdiği oranda onun şiirlerine de girmiştir

1. ÂŞIK VEYSEL (1894-1973 ŞATIROĞLU)

Aşık veysel Hayatı:

21 Mart 1973’te kaybettiğimiz Âşık Veysel, Karacaoğlan, Âşık Bayburtlu zihni ölçüsünde saz şairlerimizden 20. Yüzyıla gönderilmiş bir temsilci gibidir.

Âşık Veysel, büyük hemşehrisi Pir Sultan Abdal ve çağdaşı Tâlîbî, Ali İzzet gibi Sivaslıdır. Sivas’ın Şarkışla kazası, Sivralan köyünde doğmuş ve orada ölmüştür.

Yedi yaşında, Sivas’ın uğradığı bir çiçek hastalığı salgınında gözlerinin birini kaybeden Veysel, kalan yetmiş iki yıllık ömrünü, dış âlemi görmezlik ve kendi iç aydınlığını çoğaltmakla geçirmiştir. Diğer gözünü ise babasının sebep olduğu kazada kaybetmiştir.

Saz, Veysel için “kerametli alet” idi, Babası Ahmet Ağa da sazın hayranlarından olduğu için görmeyen oğlunu hem çalgı, hem hikmet, hem şiir olan gelenek yadigârı ile avutmaya çalışmıştı. Babasının yoldaşı Çamşıhı köylü Ali Ağa’dan çokça saz dinle yen ve ilk derslerini alan Veysel, 20 yaşlarından itibaren çalıp söylemeye başladı, Saz ile içli dışlı ve sırdaş olarak ona en gizli dileklerini söyledi.

“Ben ölürsem sazım sen kal dünyada Gizli sırlarımı âşikâr etme”

Âşık Veysel, 1933’de yollarda saz çalıp yürüyerek Ankara’ya gelir ve sazı ile gösterdiği başarı ile “ülkü” dergisini yöneten folklorcu, oyun yazarı, şair Ahmet Kutsi Tecer’in dikkatini çeker. Bu şairin desteği ile pek çok şiirler yazmış, yurdu karış karış dolaşmış ve her yanda itibar görmüştür. Son günlerine kadar ve ölümünden sonra hatta hâlâ Veysel’in türküleşmiş şiirleri radyo ve televizyonların vazgeçilmez sanat malzemesi olmuştur.

1972 yılı sonunda ağır hastalığa tutulmuş, bir süre Sivas hasta hanesinde yatmış ve Sivralan köyünde 21 Mart 1973’de vefat etmiştir. Şimdi sesi ve sazı yine radyolardan dinlenebilmekte, şiirleri cilt cilt basılmakta ve kendisi Sivralan köyünde yetiştirmiş olduğu nadide ağaçlar dolu meyve bahçesinin gölgesinde, son uykusunu, milletçe sevilişin huzuru içinde uyumaktadır.

Ebedi Şahsiyeti:

Özel hayatında bahtından, gözünden, eşinden, çocuklarından çektiği bir çok sıkıntılara rağmen, şen, imanlı, deryadil olan Veysel, neşeli fıkralar anlatır. Şakalar yapar ve binlerce yılın yaptığı Anadolu halk adamı şahsiyetini her konuştuğuna kabul ettirirdi. İçi dertli dışı şakacı; susmak bilir, söz bilir; kendisine has üslûbu ile nükteler söyleyen tam bir köylü ârifi idi, iç âlemindeki aydınlık, gözlerinin kararttığı dünyasına meçhul bir ışık serpiştirir, göremediğimiz güzelliklerin hazzını bize sezdirirdi. Çok defa

“Bir küçük dünyam var içimde benim” , “Eğer gözlerim görseydi saza ve şiire bu kadar hevesim olamazdı,” dediği işitilmiştir kendisi yiyip içtikten sonra:

· “Getirin şu sazımı, biz yedik içtik biraz da onun karnını doyuralım.” Derdi.

Bütün bunlardan Veysel’in iyimser mizacını görürüz. Çağımızdaki büyük temsilcisi olduğu Halk şiirinde, geleneğe sımsıkı bağlı kalmakla birlikte muhteva, sanat, ahenk ve hikmet yenilikleri yapılabileceğini ispatlamıştır. Bu geleneğe yeni deyişler, taze kafiyeler, özel temalar da katmıştır.

“Millî-islâmî-insanî” diye üç hükümle değerlendirdiği şiirlerinin kaynağını yine Yunus’larda, Mevlana’larda, karacaoğlan’larda bulmuştur.
Allah’ın varlığı mevcut ihsanda

İlim akıl fikir sermaye sende

Çalıştır gemiyi otur dümende
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş

(Uyan Bu Gafletten)

ÂŞIK VEYSEL’İN ŞİİRLERİ VE ŞİİRLERİNDEKİ İNSANLIK TEMASI

Âşık Veysel, halk şiirimizin ölmezliğini 20. Yüzyıl defterine yazdıran, Anadolu insanının bitmez-tükenmezliğini şehir şehir kazdıran şairimizdir.

Veysel’de toprak sevgisi, insan acısı, yaşama sevinci, insanlar arasındaki kardeşlik duygusu, barış özlemi şiirinin özünü kıran ilkelerdir. Onun şiirinde konu; insanla insanın çevresiyle, yaşadığı ortamla ilgili olaylar, ilişkiler olduğunu görürüz. Veysel’de şiir bir yaşama kuralıdır. Şiirle yaşar, şiirle sarmaş dolaş olur, onunla söyleşir.

Veysel, gerçekçi, yaşananı işleyen, insanla yakından ilgisi olanı ele alan bir halk ozanıdır. Şiirlerinde eskimeyen, insan gerçeğini bir bütünlük içinde veren özü hemen yakalarız.

İnsanlar “dolu” dur “hâli” değildir

Sarrafın altını pulu değildir

Veysel sersem gezer deli değildir

Beni mecnun eden ateş, kor bende (Kimin Meftunuyum Kimin Mecnunu)

———- Sen ördek ol, ben göl olsam

———- Sen yolcu ol, ben yol olsam

———- İster kapında kul olsam

———- Turnam senin sunam senin

(Turnam senin sunam senin)

toprağı severken, çiftçilerin yaşayışını anlatırken, çevresini işlerken, ağaçlara, çiçeklere yönelirken gerçeklere sıkı sıkıya bağlıdır. “Yakınmalarında, övgülerinde, yergilerinde sıcak bir insancıl duyuş, yüreğe işleyen tatlı bir söyleyiş vardır. Bu onun Alevî Bektaşî geleneğini sürdürmesi, yetiştiği ortam, yaşadığı çevre, edindiği şiir bilgileri gereğidir.1

Dost dost diye nicesine sarıldım

Benim sadık yârim kara topraktır

Beyhude dolandım, boşa yoruldum

Benim sadık yârim kara topraktır (Toprak)

Âşık Veysel’in şiirini bütünleyen dünyada şekil, www.gelsinler.net renk yoktur. Yedi yaşına kadar gördüğü dünyadan yalnızca iki renk kalmıştır belleğinde; kırmızı ve kara. Eşyalardan hiç bir şey kalmamıştır. İnsan boşluktan gelen sestir.

Göz ile görülmez duyulan sesler

Şekilsiz, gölgesiz canlar, nefesler

Âşıktır Veysel, Tanrı’ya doğaya, sevgiliye, sevgisi de geleneğe uygundur, Karacaoğlan gibi, “Ala gözlü benli dilber” diyerek över sevdiğini. Tasavvuf izi sürenlerdendir.

O cihana sığmaz ondandır cihan

O mekâna sığmaz ondandır mekân

O devrana sığmaz ondandır devrân

Ne sen var ne ben var bir tane gaffar.

(Göz Gezdirdim Dört Köşeyi Aradım)

Veysel, iki dünya arasında gidip gelmektedir. Bunu “Gidiyorum Gündüz Gece” şiirinde de görürüz.

Dünyaya geldiğim anda

Yürüdüm aynı zamanda

İki kapılı bir handa

Gidiyorum gündüz gece

Veysel şiirlerinde:

Neyim ne olacak elde neyim var

Karacaoğlan, Dertli, Yunus soyum var

Demesi onun gerçek şiir kaynaklarına bağlı bir ozan olduğunu gösterir.

Âşık, sevgiliye baş kaldırır:

Güzelliğin on para etmez

Bu bendeki aşk olmasa

Eğlenecek yer (bulamam)

Gönlümdeki köşk olmasa

(Güzelliğin On-Para-Etmez)

Veysel:

Beni hor görme kardeşim

Sen altından ben tunç muyum

Aynı vardan olmuşuz

Sen gümüşsün be saç mıyım

(Beni hor görme kardeşim)

diyerek insanlara seslenir ve özünde bütün insanların aynı vardan olduklarını söyleyerek “eşitlik” kavramını vurgular.

Kimine at vermiş eştirir gezer

Kimine mal vermiş koşturur gezer

——————- ( Yeter Gayrı Yumma Gözün Kör Gibi)

diyerek de doğal ayrıcalıklara, kendisine doğal gibi gelenlere parmak basar, kaderi ele alır.

Sohbet etme kötü ile

Güreş etme katı ile

Gitme hırsın atı ile

Sakın hileden tuzaktan (Şaşma Gönül Doğru Yoldan)

Gel, birlik kavline girelim kardaş

Son verelim iftiraya bühtana

El birliğiyle çalışalım vatana

Yürüyelim Atatürk’ün izinde

Dörtlüklerine baktığımızda da iyi huyluluğu, çalışkanlığı överek insanlara seslenir. Okul için de der ki:

Dünyanın en zengin aklını gördüm

Sermayesin sordum, dedi ki okul

Böylece eğitim anlayışını da buradan çıkarabiliriz.

2. ÂŞIK VEYSEL İLE SÖYLEŞİ

Önemli olan insanlık

Bir gün Veysel’e sormuşlar:

DADALOĞLU kimdir hayatı:

dadalogluh_yatiHayatı ve Şiirleri

19′uncu yüzyılda yaşadı. Asıl adı Veli. Türkmen aşıklarının önde gelenlerinden. Kul Mustafa mahlasını kullanan Aşık Musa’nın oğlu. Az da olsa eğitim aldı. Avşar beylerinden Küçük Alioğlu ile Kozanoğlu’nun yanında imamlık, katiplik yaptı. Şiirlerinde göçerlik koşullarını, döneminde orta Anadolu’da hüküm süren aşiret kavgaları ve aşiretlerin Osmanlı ile savaşlarını yansıtır. Dili Anadolu Türkmen boylarının kullandığı halk Türkçesidir. Asıl ününü kavga türküleri ile yaptı. Yüz kadar şiiri sözlü kaynaklardan derlenerek günümüze kadar ulaştı.
Dadaloğlu Osmanlı Devleti’nin Anadolu Türkmenlerini iskân politikasına tepki olarak doğmuş isyanlarda yer aldığı anlaşılan tanınmış bir Halk ozanıdır. 18. yüzyılın son çeyreğinde doğup 19. yüzyılın ortalarında öldüğü bilinmektedir. Doğum ve ölüm tarihleri hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber eldeki kaynaklar 1785-1868 tarihlerini göstermektedir. Dadaloğlu, Güney illerinde dolaşan ve Toros dağlarında Kozan, Erzin, Payas yörelerinde yaşayan göçebe Türkmenlerin Avşar boyundandır.
Yaşamı hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığımız Dadaloğlu’nun şiirleri yazılı kaynaklar aracılığıyla değil, sözlü gelenek sayesinde bugüne ulaşmıştır. Asıl adı Veli olan ve Türkmen-Avşar aşıklarının önde gelenlerinden biri olan Dadaloğlu, Kul Mustafa mahlasını da kullanan Aşık Musa’nın oğludur. Az da olsa eğitim almıştır. Daha çok Gavurdağı ve Ahır Dağı yörelerinde yaşadı. Çukurova’yı, Toroslar’ı, Orta Anadolu’yu dolaştı. Şiirlerinde göçerlik koşullarını, döneminde orta Anadolu’da hüküm süren aşiret kavgaları ve aşiretlerin Osmanlı Devleti ile savaşlarını duru ve yalın bir dille yansıttı. Dili Anadolu Türkmen boylarının kullandığı halk Türkçesiydi. Dadaloğlu Anadolu’nun halk şiiri geleneğine damgasını vurmuş en önemli sanatçılardan biri olmuştur.
Osmanlı Devleti’nin göçebe olan Avşar, Karsantı, Sırkıntı, Bozdoğan, Kırıntı, Berber, Menemenci gibi Türkmen aşiretlerini yerleşik hayata geçirmek için verdiği uğraş, yer yer başkaldırılara ve çatışmalara neden olmuştur. Dadaloğlu’nun şiirleri, yerleşik yaşama geçmek istemeyen Türkmen aşiretlerinin çığlığı ve sözlü tarihi sayılabilir.
Dadaloğlu, asıl ününü kavga türküleri ile yaptı ama duygu ve aşk konularını da aynı başarıyla işledi. Yüz kadar şiiri sözlü kaynaklardan derlenerek günümüze ulaştı. Bu derlemeleri Cahit Öztelli, Taha Toros, Haşim Nezihi Okay, Ahmet Z. Özdemir ile Saim Sakaoğlu yayınladı. Diğer 19′uncu Yüzyıl halk ozanlarından iki noktada ayrılır. Kent yaşamından uzak kaldığı için şiirlerinde hep göçerlik ortamını yansıttı. Diğer yandan yine kentte bulunmayışı nedeniyle çağdaşı halk ozanlarında sık rastlanan divan şiirine yakınlık onda hiç görülmez. Karacaoğlan’ın aşk ve doğa şiirlerindeki üstün yeteneği ile, Köroğlu’nun yiğit ve kavgacı anlatımını birleştirir.
Muharrem Ertaş ve Neşet Ertaş Dadaloğlu’nun eserlerinden faydalanmışlardır. Biter Kırşehir’ in Gülleri Biter adlı türkünün söz yazarı olması, mezarının Kaman’ da bulunduğunun bir ispatıdır.

ASLIMI SORARSAN AVŞAR SOYUNDAN

Aslımı sorarsan Avşar soyundan
Ayrı düştüm aşiretten beyimden
Pınarbaşı’ndan da beş yüz evinen
Çıkıp da cana kıyanlardanım

Çekerim çileyi böyl’olsun bugün
Alırım mı sandın şol Kozan Dağın
Biz bir kurt idik de Bozoklu köyün
Ürkütüp sürüsün yiyenlerdenim

Dadaloğlum der de böyle olmazdım
Gördüğüm günlerin birini görmezdim
Kavga kızışınca geri durmazdım
Meydanda kardaşa kıyanlardanım

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 3.3/10 (4 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: -1 (from 1 vote)
Halk Ozanlarımız Kimlerdir İsimleri Hayatları, 3.3 out of 10 based on 4 ratings
Facebook İnternet Sayfamızı Beğenip Yorum Yapmayı İhmal Etmeyiniz.

You might also like

2011 Partilerin Tekirdağ Milletvekili Aday Adayları
2011 genel ve milletvekilliği seçimlerinde Tekirdağ ilindeki tüm siyasi partilerin milletvekili aday...
Pertev Naili Boratav Kimdir Hayatı
Pertev Naili Boratav Biyografi, Masalları, Eserleri, Az gittik uz Gittik, Pertev Naili Boratav Kimdir,...
2011 Partilerin Muğla Milletvekili Aday Adayları
2011 genel ve milletvekilliği seçimlerinde Muğla ilindeki tüm siyasi partilerin milletvekili aday...
Niğde İli Önemli Ve Gerekli Telefon Numaraları
Niğde Şehrimize Ait Bütün Önemli Gerekli Yararlı Ve Faydalı Telefon Numaraları Hakkında Bütün...

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Duyuru:
*Sitemizdeki Videolar Diziler Muzikler Fragmanlar Tanıtım Amaçlıdır. Yanlızca Kısa Bir Bölümleri Yer Almaktadır.
*Sitemizde Bulunan Videolar Yahoo, Google, İzlesene, Youtube Gibi Siteler Üzerinden Oynatılmaktadır.
*Sitemizdeki Yayınlanan Sağlık Konuları Tamamen İnternet Araştırmalarına Dayalıdır. Böyle Konularda Lütfen Doktorunuza Veya Bir Uzman Hekime Başvurunuz.
*Yazı Video gibi Konularda Hak Sahibi İddia Eden Kişiler Veya Telif Haklarına Aykırı Bir Yazı Görüyorsanız Bu Yazıyı İletisim Bölümünden Bizimle İrtibat Kurmanız Yeterli Olacaktır.

Yorumlar (1)

 

  1. sananeeee diyor ki:

    bana isimleri lazım sizin sitede sadece aşık veysel şatıroğlu var

    VA:F [1.9.13_1145]
    Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
    VA:F [1.9.13_1145]
    Rating: -1 (from 1 vote)

Yorum Gönderim